Büyük Kentlerin Çoğunda Artık Gökyüzünde Yıldız Yok. Neden mi?

Geceyi aldık ve onu mühendislik yöntemlerimizi kullanarak ışığa boğduk. Önce makaleyi okuyalım sonra "Karartılmış Şehirler" isimli ilginç fotoğraf koleksiyonuna bir gözatalım
Eğer biz insanlar ay ışığı ve yıldızların altında kendimizi gerçekten rahat hissetseydik, karanlıkta kolaylıkla hareket ederdik ve gece yarısının karanlık dünyası bizim açımızdan da bu gezegende yalnızca gece aktif olan çok sayıda canlı için olduğu kadar görünür olurdu. Oysa bizler, gözleri gün ışığına uyum sağlamış olan gündüz aktif canlılarız. Bu bir evrimsel gerçek ve aynen çoğumuzun kendini bir primat, bir memeli ya da basit bir fani olarak değerlendirmemesi gibi, yalnızca “gündüz aktif” canlılar olduğumuz üzerinde düşünmüyor olmamız da bu gerçeği değiştirmez.

"DNA’mızdaki nitrojen, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir, elmalı turtamızdaki karbon, çöken yıldızların içlerinde yapıldı. Bizler, yıldızların malzemesinden yapıldık." Carl Sagan
Ve geceye yaptıklarımızı açıklamanın tek yolu da budur: Geceyi aldık ve bizi ağırlasın diye onu mühendislik yöntemlerimizi kullanarak ışığa boğduk.

Bu tür bir mühendisliğin bir nehrin üzerine baraj kurmaktan hiçbir farkı yok. Yararları beraberinde yan etkileri de “ışık kirliliği” getiriyor ve bilim insanları ışık kirliliğinin etkilerini araştırmaya henüz başladı. Işık kirliliği büyük oranda yanlış aydınlatma tasarımından, yapay ışığın aşağıya “istendiği yere” odaklanmak yerine, yukarıyı, gökyüzünü aydınlatmasından kaynaklanıyor. Kötü tasarlanmış aydınlatma geceyi solduruyor ve biz dahil pek çok canlı türünün uyum sağlamış olduğu ışık düzeylerini ve ışık ritimlerini kökten değiştiriyor. İnsanın yarattığı ışığın doğal hayata sızdığı her yerde, yaşamın belirli özellikleri göç, üreme, beslenme bundan etkileniyor.
"Fotoğrafçılık, bizim göremediğimiz şeyleri göstermenin yoludur. O rüya için bir yoldur. Ben size kıyametten sağ çıkmış şehirleri değil, bilinen şehirlerin elektriksiz halini gösteriyorum. Sessizliği geri getiriyorum." Thierry Cohen.
İnsanlık tarihinin büyük bölümü boyunca “ışık kirliliği” sözü bir anlam ifade edemezdi. 1800’lü yıllarda bir gece, ay ışığında, o zamanlar Dünya’nın en kalabalık kenti olan Londra’ya doğru yürüdüğünüzü hayal edin. Kentte yaklaşık 1 milyon kişi yaşıyordu ve bu insanlar, o zamana dek olduğu gibi o gece de mumlarla, meşalelerle ve kandillerle aydınlanıyordu. Yalnızca birkaç ev, gaz lambasıyla aydınlatılıyordu, sokak ve meydanlarda gaz lambalarının yer alması içinse yedi yıl daha geçmesi gerekecekti. Birkaç kilometre öteden, Londra’nın yerini loş ışığını görerek bulmak ile kenti koklayarak bulmak arasında hemen hiç fark yoktu.

Bugün insanlığın büyük çoğunluğu, aşırı aydınlatılmış kent ve banliyölerden, ışık seli altındaki otoyollar ve fabrikalardan saçılan ışık demetlerinden yansımış, kırılmış ışınların oluşturduğu iç içe girmiş ışık kubbeleri altında yaşıyor. Neredeyse Avrupa’nın tümünde geceler bir ışık bulutu oluşturuyor.

Kentlerin çoğunda, yıldızlar gece gökyüzünden silinmiş gibi duruyor ve geriye, karanlık korkumuzu yansıtan, içi boş, negatif ütopyalarda resmedilmiş kentlerin gece ışıltısını anımsatan bir pus kalıyor. Bu yaygın turuncu pusu öylesine kanıksadık ki, ışığın gökyüzüne hiç yansımadığı bir gece, deneyimlerimizin, hatta neredeyse anılarımızın bile ötesinde. Ve kentin bu açık renkli kubbesinin ötesinde boşa harcadığımız ışıktan hiç etkilenmemiş” evrenin geri kalanı yer alıyor, yıldızlar, gezegenler ve galaksiler görünürde sonsuz bir karanlığın içinde parıldıyor. (National Geographic)

Karartılmış Şehirler: Dünyayı Sadece Yıldızlar Aydınlatsaydı Nasıl Görünürdü?

Fransız fotoğraf sanatçısı Thierry Cohen metropollerde artan kirliliğe duyduğu öfkeyle, dünyanın en büyük şehirlerini karanlığa hapsediyor. Karartılmış Şehirler (Villes éteintes) ismini taşıyan serisinde; Şanghay’dan Paris’e, Hong Kong’dan Los Angeles’a dünyanın en ışıklı şehirlerini karanlığa gömüp, onları yıldızlarla baş başa bırakıyor. İmkânsız fotoğraflar ortaya koyan Cohen sadece yıldızlar olsaydı dünya nasıl görünecekti? sorusunun cevabını bizlere sunuyor.
Los Angeles
Çalışma şekli gayet basit olan Cohen, şehirleri ve yıldızlarla dolu gökyüzünü ayrı ayrı, aynı makine ve lensle fotoğraflıyor. Bu iki görüntüyü yani iki gerçekliği birleştiren sanatçı, aslında göremediğimiz fakat orada olduğuna inandığı üçüncü bir gerçeklikle birleştiriyor.
Paris
Sanatçı seçtiği şehirleri fotoğrafladıktan sonra bu şehirlerle aynı enlemde yer alan açık alanlara giderek buradaki yıldızlı gökyüzünü çekiyor. Yani aslında Paris, Montana’nın yıldızlarıyla birleşirken, Şanghay’da Batı Sahra’nın yıldızlarını kucaklıyor.
Rio de Janeiro
San Francisco
Şangay
Tokyo
ANASAYFA ve İLGİLİ HABERLER için BURAYI tıklayın

CEPHELER'deki

Gelişmeler

BAĞIMSIZLIK

Süreci

ROJAVA

Haberleri

BARZANİ

Kürdistan

TARİH

Bilinci

ANALİZLER

Ortadoğu

BİLGİ

Kültürel

BİLİM

+Teknoloji

GÖRÜŞ

Yazarlar

Ezidiler

ve Şengal

ANASAYFA

Bütün Haberler