İslam Medeniyeti ve Terör Diyalektiği (1) - TUBA ÇİÇEK

Medeniyet, belirli bir insan topluluğu veya topluluklarının belirli bir coğrafya üzerinde belirli bir zaman içinde ortaya koydukları değerler bütünüdür...

Diyalektik nedir: Zıtların birliği anlamına gelen diyalektik kavramı ise, hoşgörü dini olarak lanse edilen İslam’ın nasıl terörle bağdaştırıldığını daha net anlamak için burada vurgulanan bir kavramdır.

İslam medeniyeti kavramı ise her bir kavmin ürettiği kültür değer, gelenek/töre’ yide baz alarak İslam’ ın temel öğretisinin belli kavramlar ve realiteler içinde harmanlandığı bir mozaikler bütünüdür denilebilir.

Bu mozaik sanatının içinde İslam dinini kabul etmiş toplulukların örneğin; Arap, Fars, Türk, Kürt, Afgan ve adını saymadığım diğer milletlerin kendi yaşam kodlarını ve kültürlerini temel alarak oluşturdukları yeni bir töz yeni bir formdur İslam medeniyeti.

Bu sebepten İslam medeniyeti denince tek bir alana sıkışmış bir gerçeklikten bahsedilemez evet İslam Arap yarımadasında zuhur etti ve bu dinin öğretisini dünyaya yayma görevi’ de yine Arap milletinden bir zata tevdi edildi. Fakat bu demek değildir ki Arap medeniyetinin her yaptığı eylem İslami’dir, bilakis Yüce yaratıcı dinini en fazla dejenere (yozlaşmış) olmuş toplumlarda ortaya çıkarır, çıkarmıştır.

İslam’ın Arap yarımadasına indirilmesi bu anlamda daha az düşünen ve ırkını yüceltmeyi seven bazı bireylerde ve topluluklarda Arapların üstün bir ırk olduğu yorumlamasına neden olmuştur bazı dönemlerde (Abbasiler dönemi gibi). Oysaki dinler tarihine bakıldığı zaman peygamberlerin çoğunun İsrailoğullarına geldiğine şahit olmaktayız.

İslam’ın kutsal mesajı Kuran'da bu gibi ırkını yüceltmelere karşı birçok uyarı mesajı vardır bunlardan biri; Rum suresi, 2 ayette geçen Göklerin ve yerin yaratılışı, dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu O'nun ayetlerindendir; Mesajıdır.

Dini kaynaklarda görülüyor ki Allah tüm insanları eşit yaratmıştır. Kimseye yada herhangi bir millete imtiyazlı bir yaklaşımı yoktur. Hiçbir halk yâda kavim kutsal değildir, kutsallık ancak takva iledir.

Genel çerçeveden bakınca İslam’ın ilk tebliğ edildiği günden günümüze kadar olan süreçte din birçok aşamadan geçmiştir. Peygamberin hastalanıp ölüm döşeğine girdiği anlarda bile birçok menfaat kavgası vücut bulmuştur.

Öyle ki Peygamberin naaşı evinde 3 gün bekletilmiştir, yaşanan halifelik tartışmaları yüzünden. Peygamberin naaşı Hz Ali, kardeşi Fadıl, amcası Abbas tarafından kaldırılmıştır. Ve bu yapılan iktidar tartışması Muaviye döneminde ise saltanata, güç ve despotizm İslamı'na dönüşmüştür.

Kısaca diyebiliriz ki; hak ve hakikat daima azınlık ve güçsüz omuzlarda taşınmıştır. İslam’da tam böyle azınlıkların, ötekilerin, yoksulların omzunda şereflendirildi, yüceltildi, Arabistan yarımadasında. Sonra güçlenince o gerçekler, hakikatler sultanlar, krallar, Muaviye zihniyetliler tarafından sahiplenildi. Doğru kabul edilen yada doğru olarak bilinen bu yanlış tutumlar günümüz modern dönemlerinde de gerçekliğini tam gaz ve daha da yozlaşmış bir şekilde sürdürmektedir.

Evet, İslam bir din olarak Arap toplumuna indirilmiş ve İslam; Arap toplumunun değer yargıları, gelenek görenekleri, ahlak anlayışı, kültürü içinde harmanlanmış, büyüyüp şekillenmiş ve dünyaya dağılmıştır.

Ve bu dünyaya yayılma sürecinde diğer medeniyetler İslam’la tanışmıştır. Yüce mesajın dünyaya dağılım sürecinde yukarıda da bahsettiğim gibi bir mozaik haline dönüşmüş olan İslam medeniyeti içine katılmış olan ‘’atalar kültürü’’diğer bir değişle gelenekler, hurafeler, hadis diye rivayet edilen insan üretimi dinle ve akılla bağdaşmayan yorumlarda yine dine şike olarak girmiş dinin temiz mesajını bulanıklaştırmıştır.

Yüce yaratıcı tarafından indirilen din, uydurulmuş, üretilmiş din haline dönüştürülmüş bu yanlış yorumlamalar çoğu toplumda dinin doğruları olarak kabul edilmiş ve insanlar bu yanlışları din öğretisi diye yaşamlarına ikame etmişleridir.

Bu bağlamlar üzerinden günümüze dönersek İslam dünyası denilen oluşumlar bütünü kaosun çok fazla olduğu savaş ortamının hiç bitmediği her yerden gelen kötülüğe açık bilinçsiz ve ezilmiş farkındalığı düşük bir toplum profili çizmektedir.

Bu kanlı profili çizenlerin en büyük yardımcıları cahil, bilinçsiz, farkındalığı düşük, yoksul bırakılıp, güçsüzleştirilip, ahlaki ve manevi çürümüşlüğe girmiş, silikleştirilmiş itaatte kusur etmeyen halktır.

Bugün bütün İslam dünyası yada medeniyeti dinin yobazca şekillendirildiği, haksızca gücü eline almış diktatörlerin emri altında yok olmaktadır.

Menfaatinin, hırsının esiri olmuş, Müslüman milletlerin başına gelmiş, yada getirilmiş despot, acımasız, menfaatperest bu cahil yöneticiler. İslam medeniyeti dediğimiz toplulukları yerle yeksan eden İslam’ın ana mantığını anlamamış yâda işine gelmemiş bu zalim yöneticiler yüzünden bu coğrafya daha kaç yüzyıl böyle kanayacak Hüda bilir.

Oysaki yüce mesajında (Kuran'da) Allah, Bakara suresi (242)  ayetinde ‘’düşünesiniz’’ diye Allah size ayetlerini böyle açıklamaktadır. Bu ve benzeri birçok aklın önemine vurgu yapan birçok ayete rastlamaktayız.

"Aklın" önemine bu kadar çok vurgu yapan bir din ve o dinin bu öğretisini dikkate almayan bir İslam topluluğu. Bu şekilde devam ederse uzun yıllar dini kullanan diğer bir tabirle din tacirleri tarafından güdülüp hak etmediği hayatları yaşayıp, savaş naraları eşliğinde ölmeye mahkûm olacaklar gibi görünüyor.
ANASAYFA ve İLGİLİ HABERLER için BURAYI tıklayın

CEPHELER'deki

Gelişmeler

BAĞIMSIZLIK

Süreci

ROJAVA

Haberleri

BARZANİ

Kürdistan

TARİH

Bilinci

ANALİZLER

Ortadoğu

BİLGİ

Kültürel

BİLİM

+Teknoloji

GÖRÜŞ

Yazarlar

Ezidiler

ve Şengal

ANASAYFA

Bütün Haberler