Fehim Taştekin Yazdı: IŞİD'den YPG'ye 'Kürt İslam Devleti' Teklifi!

Gazeteci Yazar Fehim Taştekin'in "İD’in PYD’den Gizli Talebi: Kürt İslam Devleti" başlıklı Monitor'da yer alan yazısı şöyle:



Türkiye’nin desteklediği örgütlerle Kürtlerin 2012-2013’te çatışmasına sahne olan Serekaniye’de kaldığım binada sabahın beşinde anlaşılmaz ama ritmik bazı seslerle uyandım. Pencereden uzandım, yandaki boş alanda Asayiş üyeleri kadın erkek karışık bir çember oluşturmuş, spor yapıyordu. İçtima vaktiydi! Bir ordu disiplini! Türkiye’nin öfkesini çekecek şekilde Rojava’da özerkliği doğuran güç işte bu içtimada kendini gösteriyor.

Rakka tarafından gelen yoldan Kobani’ye girildiğinde sağdaki yeni mezarlık, Kürtler için Rojava’yı inşa eden iradeyi temsil ediyor. Biraz geride araba mezarlığı; bombardımanda hurdaya dönenler istiflenmiş.

İslam Devleti’nin (İD) ağır taarruzuna maruz kalan kentte yeniden inşa çalışmaları, toplu konut ve onarım işleriyle sürse de bazı bölgelerde enkaz olduğu gibi duruyor. Kimileri enkaza bakıp yıkımı, kimileri Batı Kürdistan’ın doğuşunu görüyor.

Türk bayrağı ile Kürdistan bayrağının karşılıklı dalgalandığı sınır kapısının beri tarafı savaşın ağır izlerini taşıyor. Pek çok sokağa çatışmalarda ölenlerin adı verilmiş. Tabelalar o sokakta ne kadar savaşçı öldüyse hepsinin ismini taşıyor. Yıkıntılar arasında kalmış zırhlı araçlar, tanklar, havan topları ve patlamış cehennem roketleriyle manzara bir savaş müzesini andırıyor. Kent meydanında İD’den kalan iki tank, Süleymaniyeli bir sanatçının Kobani direnişine adadığı anıtı tamamlıyor.

Kobani İD’in takıntı haline getirdiği bir yerdi. TEV-DEM Dış İlişkiler Sorumlusu Ömer Alluş bunun nedenine dair çarpıcı bir anekdot aktardı: “DAİŞ Kobani’yi kuşattığında elektriği ve suyu kesti. Mazot yoktu. ‘Gelin görüşelim’ dediler. Tek istekleri görüşmekti. Kobani ve Rakka arasında bir köyde görüştük. Görüşme Kobani saldırılarından hemen önce mayıs 2014’te gerçekleşti. DAİŞ temsilcisi ‘Ebu Bekir El Bağdadi’nin selamlarını getirdim’ dedi. ‘Kürtler bizim dostumuzdur, bizim içimizde çok sayıda Kürt var. Sizden İslami Kürt devleti ilan etmenizi istiyoruz. Bütün İslam dünyası sizi tasdik eder. Bu devlet için her Müslüman beş dolar verse 5 milyar dolar eder. İslam devletini ilan ederseniz örnek olursunuz. Siz Selâhaddîn Eyyûbî’nin torunlarısınız, nasıl ki o, Kudüs’ü kurtardı, siz de Orta Doğu’daki bütün devletleri, özellikle Kuzey Kürdistan’ı ve Türkiye’yi tekrar Müslümanlığa döndürebilirsiniz’ dedi. Ben de dedim ki ‘Madem Erdoğan sizin dostunuz, neden Türkiye’ye karşısınız?’ O da dedi ki ‘Siyaseti bilmiyorsunuz. Erdoğan zındıktır. Şu anda ona el veriyoruz, onunla yardımlaşıyoruz, çünkü çıkarlarımız var. Erdoğan Yahudilerin dostudur.’ Ben de ona ‘İslam devleti kurmak gibi bir niyetimiz, projemiz yoktur’ deyip konuyu kapattım.”

Abluka ve ambargo yeniden inşayı zorlaştırıyor

Kobani Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın müjdelediği gibi düşmedi, yıkıldı. Şimdi ayağı kalkmaya çalışıyor. Fakat işler yavaş ilerliyor. Küçümsenemeyecek nedenleri var: Ambargo ve abluka; Rakka, Menbic ve El Bab taraflarına yayılan savaş.

Rojava’yı sıkboğaz eden, Kobani’deki yeniden yapılanmayı yavaşlatan ekonomik durumu Cezire Kantonu Maliye Eş Bakanı Halid Mahmud’dan dinledim. Tablo pek gri: “Dört taraftan kuşatma altındayız. (...) Sınırlar kapalı, normal yollarla ticaret yapamıyoruz. Serekaniye ve Tel Abyad’ı özgürleştirdikten sonra Türkiye buralardaki sınır kapılarını kapattı. (Güney Kürdistan sınırındaki) Semelka da marttan beri tamamen kapalı. Çok ihtiyacımız olan çimento, demir, ilaç, çocuk maması ve teknolojik ürünler getiremiyoruz. Temmuzda bize kola, su ve seramik gibi ihtiyacımızın olmadığı ürünler satmak istediler. Bizden de buğday, pamuk ve mercimek almak istediler. Fakat biz halkın ihtiyaçlarını dikkate alarak stratejik ürünleri stokluyoruz. O yüzden satış yapamadık. Güney Kürdistan kurbanlık hayvan alıyor. Bunlar da İdlib tarafından geliyor, Semelka’dan çıkıyor. Biz sadece az bir vergi alıyoruz. İzin verilen ürünlere de fazla vergi koyuyorlar. Şekere kota uygulanıyor. Jeneratöre izin yok. Sadece 10 amperden düşük olanlara geçit veriyorlar. 10 amperle buzdolabı bile çalışmıyor. (...) Ambargo yüzünden Türkiye ve Irak tarafından mal giriş-çıkışı gayrinizami. Yasa dışı gelen mallar, aracılara ödenen paralar yüzünden pahalı. (...) Semelka resmi kapı olmadığı için BM de buradan yardım gönderemiyor. Resmi kapılar Türkiye sınırında, onlar da kapalı. Yardımların gelmesi için çok uğraştık ama Türkiye üç yıldır izin vermiyor. Kaçakçılar Türkiye’ye pamuk sokuyordu. Türkiye Rojava’dan geldiğini anlayınca onu da durdurdu. (...) Suriye’nin diğer bölgeleriyle ticaretimiz var. Azez ve İdlib tarafından Menbic’e, oradan buraya ürünler geliyor. Tüccarlar bir yolunu buluyor. Tüccarlar buradan bazı şeyleri, Rakka yolundan Suriye’nin diğer bölgelerine götürüyor. İlacı da Rakka üzerinden getiriyorlar ama ‘Rojava’ya götürüyorum’ demiyorlar. Buradan da başka yerlere dizel taşıyorlar. (...) Yönetim hava yoluyla her şeyin getirilmesine izin vermiyor. Mesela okullardaki müfredatı değiştirdikten sonra yeni kitapları basmak için matbaa getirmek istedik, izin çıkmadı. Tüccar kara yoluyla Rakka üzerinden getirdi ama maliyeti çok yükseldi. Rejim MR ve anjiyo gibi tıbbı cihazların getirilmesine izin vermiyor. İnsanlar tedavi için Şam’a gitmek zorunda. Bu, büyük şehirlere mecbur etme politikası. Petrol buradan çıkıyor ama rafineri Humus ve Banyas’ta. Federasyon projesinden sonra engeller daha da arttı. (...) Bölgemizde bin 200 petrol kuyusundan 300'ü çalışıyor. 300 kuyu kendi ihtiyacımızı karşılamak için. Hepsini çıkarsak ne yapacağız? Bunlar ham petrol, rafinerimiz yok. Kaçak yollarla bir tane petrol işleme ünitesi aldık ama küçük. Ham petrolün işlenmesi için gerekli teknik ve kimyasal malzeme yok. Irak Kürdistan’ı zenginleştirme için gerekli olan oktanın girişine izin vermiyor. (...) Ambargo ve ablukaya rağmen umutsuz ve çaresiz değiliz. Buğday, pamuk, petrol ve suyumuz var. Petrolü işledikten sonra uygun fiyata halka satıyoruz. Vergi topluyoruz. YPG hariç 35 bin kişiye maaş ödüyoruz. Buna Asayiş görevlileri ve öğretmenler dahil. Aylık maaş bütçemiz 1 milyar Suriye lirası. (...) Elektrikle ilgili sorunlar var ama Suriye geneliyle kıyaslandığında durum daha iyi. Elektrikte iki kaynağımız var: Biri devletin verdiği elektrik, diğeri gaz ve mazot kullanarak elde ettiğimiz elektrik. Santrallerden elde ettiğimiz elektriği hastane, fırın, okul ve kamu binalarına veriyoruz. Evlere de günde 12-13 saat elektrik verebiliyoruz. Tişrin Barajı’ndan şu anda elektrik alamıyoruz. Barajı İD’den özgürleştirdiğimiz sırada Türkiye barajı tahrip etmek için fazla su verdi. Durumu kontrol ettik, bu kez suyu kestiler. Şu anda elektrik üretmek için yeterli suyu alamıyoruz. Santrali çalıştırdığımızda sorunumuz kalmayacak.”

Bir türbeden arda kalan

Kobani’nin doğusundaki Tel Abyad ile Fırat’ın batısındaki Menbic, İD’den kurtarıldıktan sonra Kürt, Arap ve Türkmen ortaklığının test edildiği yerler.

Kobani’den güneye Fırat’ın batısına geçmeden önce Karakozak köprüsünün yanındaki yerle yeksan edilen Süleyman Şah Türbesi’ne gittim. TSK İD tehdidi karşısında 2015’te, Türk hükümetinin talimatı ve YPG’nin yardımıyla sandukaları aldıktan sonra türbe ve yanında Türk askerinin kaldığı binayı dinamitlerle havaya uçurmuştu. Ve hükümet bunu halka zafermiş gibi sunmuştu. Türbeden geriye molozlar, her bir tarafa saçılmış kum turbaları, bahçe duvarlarında paramparça olmuş mermerler ve hırpalanmış palmiye ağaçları kalmış.

Fırat’ın karşı yakasındaki dağın yamacına ağaçlar Arapça ‘Allah’ kelimesini oluşturacak şekilde tıraşlanmış. İD’in kısmen havaya uçurduğu Fırat üzerindeki köprü hala iş görüyor. Fırat’ın batısına geçtikten sonra TIR ve kamyon parkları bu bölgenin ne türden bir kavşak olduğu konusunda fikir veriyor. Deyrezor ve Rakka’dan gelip Halep ve Türkiye sınırına giden yük kamyonları ve petrol tankerleri buralarda mola veriyor. Güzergâhtaki araç yoğunluğu, İD’in kontrol ettiği bölgelerle ticaretin boyutlarını da resmediyor. Menbic’e girmeden soldaki tahıl filosu bölgenin en büyüğü. Amerikan uçakları silonun üstündeki katı bombalayarak çökertmiş.

Menbic kendi halinde

Türk hükümetinin YPG’yi uzaklaştırmak için aylardır girmekten bahsettiği Menbic’in nüfusu köyleriyle birlikte 500 bini aşıyor. YPG ve YPJ kent içinde görünür değil. Rastladığımız araçlar Asayiş’e ait. Kent merkezinde neredeyse hiç kontrol noktası yok. Kent kendi halinde, sokaklar hareketli. ABD’nin vurduğu köprüler onarılmaya başlamış. İD’in infazlarda kullandığı anıt teknenin üzerindeki ‘çarmıh’ kaldırılmamış. Kentteki gidişat Menbic Sivil Meclisi ve Menbic Askeri Meclisi’nden soruluyor. Kürtler Apocu bir dönüşümün şartlarını oluşturmaya çalışsa da Arapların tepkisini çekmemek için fazla ortalıkta görünmüyor. Rojava projesi açısından handikap sadece Arap-Türkmen yoğunluğundan kaynaklanan demografik faktörle sınırlı değil, muhafazakar damar El Bab gibi burada da çok güçlü.

Fırat Kalkanı Operasyonu’nun şiddeti kente bir kilometrelik mesafede hissediliyor. TSK’nin elindeki Cerablus ve El Rai coğrafi, demografik ve ekonomik büyüklük açısından Menbic’in yanında küçük birer köy gibi kalıyor.

Kürtlerin Arap, Türkmen ve Ermenilerle birlikte bir düzen oturttuğu Tel Abyad da ölçek açısından Menbic ile kıyaslanamaz. Tel Abyad, İD’den kurtarılırken Arap ve Türkmenlere karşı etnik temizlik yapıldığı suçlamaları ile gündeme gelmişti.

Tel Abyad’da asayiş berkemal

Tel Abyad’ın ahvalini de TEV-DEM Dış İlişkiler Sorumlusu Ömer Alluş’a sordum. Alluş’a göre İD’le bağlantılı olan ya da 2013’te Kürtleri göçe zorlayan bazı aileler dışında bölgeyi terk eden insanlar evlerine dönmüş durumda. Araplar ve Türkmenler yönetime ortak oldu ancak Türkmenler kendilerine ayrılan yerleri doldurmakta zorlandı. Alluş’un mevcut durum, yönetim yapısı ve diğer halklarla ilişkilere dair verdiği bilgiler şöyle:

“Dönmeyenler katliam yapan ve DAİŞ’e katılanlardır. Savaş sırasında Saylem, Hızveyli, Haznevi, Safaviyye, Geyşiş köylerinde evler yıkıldı. Sebebi uçaklarla yapılan bombardımandır. Eğer biz yıksaydık Kuneytra köyünü yıkardık çünkü Kürtleri öldüren aile orada yaşıyordu. Orada tek evin penceresi kırılmadı. Bu köylerin halkı döndü, evleri yıkılanlar bizim temin ettiğimiz çadırlarda yaşıyor. Bu köyler için uluslararası kuruluşlardan yardım istedik ama yapmadılar. (...) Tel Abyad’ı özgürleştirdiğimizde kent boşalmıştı. 18 Haziran 2015’te şehre girdiğimizde günlük 500 paket ekmek asker ve sivillere yetiyordu. Birçok insan sınırda bekliyordu, Türkiye’ye geçmemişti. Ramazan’ın ilk günüydü. İnsanlardan dönmelerini istedik. Halk perişandı, mecburen gelenler oldu. Onlarla ilgilendik, bizden kötülük görmeyince diğerlerini arayıp gelmelerini istediler. Ramazan’ın yarısına kadar halkta korku vardı. Dükkânlarını açmadılar. İkinci yarısından sonra halk dükkânlarını açmaya ve hayat normale dönüşmeye başladı. Aşiret büyükleri bizimle ilişkiye geçti. Önde gelen insanlarla 15 Temmuz 2015’te Rusipiler Meclisi’ni kurduk. Mecliste beş kanaat önderi vardı. İlk toplantıyı bir benzin istasyonunda yaptık. Daha sonra Demokratik Özerklik Meclisi’ni oluşturduk. Bir Kürt kadın ile Arap aşireti Muassaf’tan bir erkek meclisin eş başkanlığını yapıyor. Sağlık, eğitim, ekonomi ve yerel yönetimler gibi alanlarda 11 komite kurduk. Her komitenin eş başkanları var. Her komitede Kürt, Arap ve Türkmen yer alıyor. Türkmen nüfusu az olduğundan katılım gösteremiyor. Sırf çalışmalara katılsınlar diye şehirde onlara evler ayarladık. Köyleri şehre uzak. Mesela İbrahim El Hasan hukuk komitesindeydi. Şimdi Demokratik Suriye Meclisi’nde İlham Ahmed’in yanında eş başkan yardımcısı. Ona ev ve araba tahsis ettik. Maalesef Türkmenlerin çoğu DAİŞ ile birlikte hareket etti. Buna rağmen aile yakınları DAİŞ’e katılmamışsa onları da yönetime aldık. Temel haklar sadece Kürtler için değil. Bu siyasal ve toplumsal örgütlenme projesidir. Amaç sadece bir yönetim oluşturmak değil. Mahalle meclisleri ve köy komünleri kurduk. Türkmen çocuklarına Türkçe dersi vermek istedik ama öğretmen bulamadık. Süluk Belediyesi’ne Türkçe tabela yazmak istedik, yazacak kişi bulamadık.”

Evet, Rojava’da bir hikâye yazılıyor. Bir taraf için umut, diğer taraf için tehdit. Her hâlükârda izlenmeye değer bir hikâye. (Al Monitor)