Demirtaş, Cezaevi'nden gündemi değerlendirdi: İlk adımı Kılıçdaroğlu attı!

Cumhuriyet Gazetesi'nin 27 Aralık tarihinde Selahattin Demirtaş'a yönelttiği soruların cevapları cezaevi yetkililerin izni ile ancak yayınlanabildi. Demirtaş gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.


HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, kendisi ve diğer vekillerin tutuklanmasının çözüm süreci bittikten sonra kararlaştırıldığını; kendilerini cezaevine götüren sürecin ise üst düzey AK Parti’lilerce planlandığını öne sürerek "1 Kasım’da HDP’nin bir kez daha barajı aşmasıyla, AKP’nin tek başına referandumsuz anayasa değişikliğini yapabilme çoğunluğunu elde etmesine imkân vermediğini gördüler. Bize yönelik tutuklama sürecinin siyasi kararı o zaman verildi” diye konuştu.

Eş Başkan Selahattin Demirtaş’ın yanıtları şu şekilde:

Adımı Kemal Kılıçdaroğlu Attı

-Sizinle birlikte 10 milletvekilinin tutuklanma sürecini siyasi gelişmeleri de göz önüne alarak nasıl yorumluyorsunuz?

Partimizin iki eş genel başkanı, iki grup başkanvekili ve iki eş genel başkan yardımcısı (MYK Üyesi) olmak üzere 12 milletvekili ve binlerce üyesi tutuklanmış durumda.

Bizim tutuklanma sürecimiz, AKP tarafından çözüm süreci sonlandırıldıktan sonra kararlaştırıldı. Özellikle 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin siyasetteki dengeleri halkın lehine, egemen kliğin aleyhine değiştirebileceği ortaya çıkınca düğmeye basıldı.

Bir laf vardır, hani derler ya; “Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklarlardı” diye. İşte 7 Haziran’da oy vermenin çok şeyi değiştireceği görüldü ve doğrudan, alenen yasaklanamayacağı için dolaylı olarak, HDP’ye oy vermek yasaklandı. Fakat 1 Kasım seçimlerinde bunun da yeterince işe yaramadığı ve HDP’nin bir kez daha barajı aşmasıyla, AKP’nin tek başına referandumsuz anayasa değişikliğini yapabilme çoğunluğunu elde etmesine imkân vermediğini gördüler.

Bize yönelik tutuklama sürecinin siyasi kararı o zaman verildi, ama sosyo-psikolojik atmosfer ile yasal kılıfların oluşturulması arayışlarına girildi.

15 Temmuz darbe girişimi arkasından OHAL ve KHK’ler ile bu fırsat yakalanmış oldu. Başkanlık adı altında tek adam rejimi inşa edilirken HDP’nin temsil ettiği kitlelerin siyaset dışına itilmesi AKP için olmazsa olmaz görülüyordu.

Anketlere göre “Başkanlığa” olan halk desteği hiçbir zaman yüzde 42’yi geçemedi. İşte HDP’ye yönelik kapsamlı bir gece operasyonuyla bir anda şovenist milliyetçi duygular kabartılacak, MHP+AKP milliyetçiliğiyle bir anda destek yüzde 50’nin üzerine çıkarılacak, bu esnada hemen Anayasa değişiklik teklifi de TBMM’ye sunulacaktı.

Kabaca plan buydu. Bizi cezaevine götüren süreç üst düzey AKP’lilerin bir masa etrafında oturup saat saat, gün gün planladıkları bir organizasyondur.

Tutuklama operasyonundan hemen önce Bahçeli-Erdoğan görüşmesi de anlaşılıyor ki bundan bağımsız değildir. Ancak bütün bu siyasi tutuklama operasyonlarının ilk adımını atan maalesef  Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Dokunulmazlık teklifi anayasaya aykırıdır, ama yine de evet oyu vereceğiz” şeklindeki açıklamasıdır.

'Bu Bir Gizli Anlaşma'

-Anayasa değişikliğine ilişkin olası bir referandum sürecinde HDP’nin tavrı ne olacak?

AKP+MHP ittifakıyla sunulan teklif bir toplumsal sözleşme anlamında anayasa değişiklik önerisi değildir. İki parti arasında yapılmış “gizli” bir anlaşmanın anayasa kılıfına büründürülmüş bir halidir. Anayasayı partiler ya da liderler yapmaz; halk yapar, parlamento yasalaştırır.

Bunun dışındaki her yol gayri meşrudur, kabul edilmezdir ve maalesef tehlikelidir. Rejim ve sistem değişikliğini aynı anda ve emrivakiyle oldu bittiyle yapmaya çalışan bir girişimdir.

Cezaevi koşullarının yarattığı kısıtlamalar nedeniyle henüz parti yetkili kurulları ile sağlıklı bir görüş alışverişi yapamadım. Ama net olan kararımız şudur ki, TBMM’de de olası referandumda da tavrımız “hayır”dır. Şahsen ben TBMM’de milletvekillerinin durumun vahametini görerek 330 “evet” oyu vermeyeceğine inanıyorum. Ama eğer referanduma gidilirse halk kesinlikle “hayır” diyecektir. Bunun için etkili bir “hayır” kampanyası yürütülmelidir.

Nasıl ki, anayasayı yapma süreci sivil bir halk inisiyatifinin işiyse, aynı şekilde referandum kampanyasını da sivil halk platformları yürütmelidir. Siyasi partiler bu halk inisiyatiflerinin çalışmalarını destekleyen ve güçlendiren konumda olursa daha uygun olacaktır.

Böylesi bir tutumla referanduma gitmek hem halk demokrasisine daha uygundur hem de siyasi partilerin kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı etkisi en aza indirgenmiş olacaktır.

Çekilmek Abes Olur

-Tutuklanmanızla birlikte partiniz HDP, parlamento çatısı altında kalıp kalmama konusunda çeşitli tartışmalar yürütüyor. Sizin düşünceniz nedir? HDP parlamentoda kalmalı mı, kalmamalı mı?

HDP demokratik siyaseti toplumsal yaşamın değişmez ve kaçınılmaz bir parçası olarak görüyor ve demokratik siyasetten çekilme gibi bir tartışmayı abes karşılıyor. Demokratik siyaset sadece parlamentarizm değildir. İkisi birbiriyle karıştırılıyor sanırım.

Demokratik siyaset, evde, okulda, sokakta, işyerinde, kadın-erkek ilişkilerinde vb. yaşamın her alanında zaten vardır ve devam etmektedir. Parlamento sadece bunun bir ayağıdır. HDP, demokratik siyasetten çekilme gibi bir başlığı gündemine bile alamaz, zaten bu HDP’nin ya da herhangi bir partinin yetkisinde olan bir konu da değildir.

Bir parti demokratik siyasetten çekildi diye halkın kendisi demokratik siyasetten otomatikman çekilmiş sayılmaz. Bu zaten toplumun doğasına aykırıdır.

-Son dönemde Türkiye’de yaşanan terör saldırılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son zamanlarda ülkenin değişik yerlerinde yaşanan bombalama vb. saldırıları buradan büyük üzüntüyle takip ediyorum. Lanetlememek, kahrolmamak mümkün değil. Siyasetçinin işini ve görevini tam ve layıkıyla yapamamasının bedelini gencecik çocuklar ödüyorlar. Bu kahredici bir sorumluluk duygusu yüklüyor bizlerin omzuna.

Ancak ülkeyi yönetenler bütün bu olanların temel siyasi sorumluluğunu almak yerine muhalefeti hedef göstererek sorumluluktan sıyrılamaz. Güvenliği de barışı da sağlama görevi şu anda iktidar partisinde ve hükümettedir. İnşallah bütün bu ölümlerin önüne geçilebilecek barış merkezli bir sağduyu giderek öne çıkar diye temenni ediyorum.

Moralliyiz, Güçlüyüz

-Cezaevine ilk kez girdiğinizi biliyoruz. Bir gününüz nasıl geçiyor? Koşulları anlatabilir misiniz? Gazete ve TV’leri takip edebiliyor musunuz?

Yaklaşık 50 gündür tutukluyuz ve maalesef halen tek başımıza tutuluyoruz. Türkiye’de yüzlerce ağır hasta tutsak, binlerce mağdur mahkûm varken kendi durumumuzu çok da öne çıkarmak istemeyiz. Ama cezaevleri sistemi bir bütün olarak demokrasi ve insan haklarına aykırı yüzlerce uygulama ve düzenleme içeriyor zaten. Mücadelenin mekânla sınırlı olamayacağını burada daha iyi anlıyor insan. Moralliyiz, umutluyuz, güçlüyüz.

-Bir baba olarak çocuklarınız bu durumu nasıl karşılıyor?

Benim çocuklarımın diğer mahpus çocuklarından bir farkı yok. Bütün çocuklar masumdur ve hiçbiri acıyı, üzülmeyi, anasız-babasız kalmayı hak etmiyor. Yaşamını yitiren bir polisin-askerin gözü yaşlı çocuklarından daha kıymetli değil benim çocuklarım. Onlara ve nicelerine, Cizre’de, Sur’da, Şırnak’ta öldürülen, ağlatılan çocuklardan daha değerli değil benim çocuklarım. Ama benimkiler de çocuk işte, özlüyorlar, özlüyorum.

Demirtaş Cumhuriyet Gazetesi'nin sorularını 27 Aralık 2016 tarihinde yanıt verirken, yanıtların Demirtaş’ın TBMM’deki özel kalemine ulaşması 16 Ocak 2017 tarihini buldu.

1,5 aylık süreçte Edirne Cezaevi Mektup Okuma Komisyonu, Demirtaş’ın sorularımıza verdiği yanıtlardan oluşan mektubuna ilişkin yaptığı değerlendirmede "6 sayfa düz yazı iletide kişi ve kuruluşları paniğe yöneltebilecek ifadelere yer verildiği düşünülerek söz konusu mektubun ilgilisine gönderilmeyerek alıkonulmasına" karar verdi.

Bu karar üzerine Edirne Cezaevi Disiplin Kurulu Başkanlığı; söz konusu mektupta sakınca görülmeyerek mektubun gönderilmesi yönünde yeni bir karar verdi.